Blaundos’dan Aizonai’ye…

April 26, 2013 in Ömer Unplugged

Görev bu sefer başarıyla tamamlanmıştır :)

2013 MadRun’ı olarak planladığımız, gerek bir takım teknik gerekse bir takım duygusal sebeplerle tamamlayamadığımız Ulubey Kanyonu turumuzu Nisan sonu itibariyle tamamlamış bulunuyoruz.

Şunun şurasında anlatacağım toplamda 12 saatlik bir yolculuk ama neresinden tutsam elimde kalıyor, dilim dolanıyor, gülmekten kendimi alamıyorum. Yurdum insanı gerçekten çok güzel insan. Benzinin bittiği, yorgunluğun totolara çöktüğü ve yolun bulunamaz olduğu her an bile seni neşelendirmeyi başarıyor.

Ben en iyisi her şeyi baştan alayım da sizin için anlaması kolay olsun!

Karayollarında işler artık bildiğiniz gibi değil. ‘Cenk ver minibüsünü biz gidiyoruz’ olmuyor. İlk önce Opel servisi aranıyor ve ‘Biz çeki demiri taktırmak istiyoruz, mümkün müdür?’ diye soruluyor. ‘Hayır’ cevabı alınınca da Maslak Sanayi’nin kapısına dayanıp heyecanla çeki demirinin belgelerinin gelmesi bekleniyor. Bu arada kurdeşenler dökülüyor. Çeki demiri olmazsa büyük motorlarla gitmenin hesabı yapılıyor. O çeki demiri belgeleri de nedense hep Cuma akşamüstü geliyor. Yani Cuma akşamı itibariyle yola çıkmaya hazırız.

usak - 001

usak - 002

Ömer’in planı Cumartesi erkenden yola koyulup Ankara’ya uğradıktan sonra Uşak’a geçmek. Olcay Abi ve benim planımız mümkün olduğunca çok uyuduktan sonra Ömerli’ye gidip eşyaları ve motorları almak. Tam da planladığım gibi uyuyakalıp Olcay Abi’yi almam gereken saatte yataktan yuvarlanarak kalktım ve ışık hızıyla eşyaları hazırladım. Tur’un büyük kısmını da ‘aaa onu da mı unutmuşum’ diye hayıflanarak geçirdim. İlk önce Kickstart’a gidip Alp’in römorkunu denedik. Onu alabilirsek yanımızda ne olur ne olmaz diye fazladan bir motor götürme imkanımız da olacaktı fakat kablolar beklendiği şekilde kavuşamadığı için motoru ve römorku bırakıp Ömerli’ye geçtik ve Mehmet Tekin’in römorkuna motorları yükleyip yola çıktık. Benim Corsa motorum küçük, beygirim az demedi babalar gibi taşıdı bütün malzemeyi. Uşak’a 30 km kala Ömer’le buluştuk ve yarım saate kalmadan Koray’ın hazırladığı mangal’ın başına tünedik. Yemek, rakı vesaire derken yol yorgunu olduğumuzdan pilimiz erken bitti ve eve gidip yattık.

Ulubey Kanyonu’nda Kaybolmaca

usak - 003

Akşam kalktığımız sofraya sabah taze pişirilmiş katmer ve bükme eşliğinde tekrar oturduk. Nesrin Hanım sana sesleniyorum; senin saç böreğiyle bükme aynı şeymiş :) 6 aylık istihkakımı doldurdum!!! O kadar yemenin üstüne gidip kalpten gitmeden motora binebilmiş olmamız büyük mucize. Gerçi günün tamamı büyük mucizelerle doluşmuş da biz en başından nereden bilelim.

Koray, Ege ve Deniz kahvaltıdan önce kendi motorlarını yüklemişlerdi.

usak - 004

Kahvaltı biter bitmez çantalarımızı hazırladık römorkları arabalara bağladık ve yola koyulduk. Uşak merkez ile Ulubey arası 30 km oda bir anda bitiverdi. Çamlık alanda motorları indirdik, giyindik ve yola koyulduk. Fark ettiyseniz motorların hepsi hiç uğraştırmadan çalıştı. Mucize 2.

Küçük karga kılavuz olarak aldım bizimkileri arkama yola koyuldum. Baya başarılı bir performans gösterip hiç yanlış yola sapmadan Kanyon’un içerisine girmeyi başardım ancak yol bitti. Kayaların arkasına doğru biraz yürüdükten sonra yolun devamının orada olduğuna ikna olup öncü ekip olarak Olcay Abi ve Ömer’i yola ulaşmak mümkün olur mu olmaz mı diye bakmaya gönderdim.

usak - 005

usak - 006

Bizimkiler biraz debelendikten sonra ‘Ya, farkında değimlisiniz tepenin etrafını dönmüşüz, buradan gidince tepenin diğer tarafına geçiliyor’ diyerek geri geldiler. GPS’e yüklediğim yolun ilk kısmı ile ikinci kısmı arasında kalan boşluk iyice kafamı karıştırdı. İlk yoldan çıkıp bir şekilde ikinci yolu bulmamız gerekiyordu ama nasıl olacaktı??? Tepeyi dönüp tekrar başladığımız yere geldik ve aradaki sapaklardan birine girdik. Girmeden önce de dere kenarında balık tutan amcaya ‘bu yol çıkar mı?’ diye sormayı da ihmal etmedik ama çıkar konusu biraz şaibeli bir konu tabii. Her yol çıkar niye çıkmasın? Yol bitti, ağaçların arasın daldık çıktık falan derken yol hakkaten çıktı; çıktı ama rotamızdan alakasız bir yere çıktı. Hoop geri döndük. Bu sefer yine başladığımız yerdeki çobana sorduk;

-        Biz buradan derenin öbür tarafına geçmek istiyoruz. Nasıl geçeriz?

-        Siz nereye gideceksiniz ki?

-        Biz bir yere gitmiyoruz, öylesine geziyoruz. Şimdi derenin diğer tarafına geçmek istiyoruz. Nasıl geçeriz?

-        İyi de siz en sonunda nereye gitmek istiyorsunuz?

-        Aslında bir yere gitmek istemiyoruz. Derenin öbür tarafına geçeceğiz.

-        Sen bunu bana benim anlayacağım şekilde bir anlat bakıyım.

Bu konuşma böyle gitti. Bir tepe tırmandık, asfalta çıktık ve hedeften iyiden iyiye uzaklaştık. Geri döndük vesaire derken tekrar yolun başına doğru bir yerde asfaltta başladığımız yol üzerinde bir yerde GPS’in rotası ile buluştuk.

Akşam eve gelip de yaptığımız rotayı çizdiğimiz rota ile karşılaştırdığımızda fark ettik ki biz zaten ulaştığımız son noktadan ileriye gitmeyi hiçbir zaman planlamamışız. Biz sadece oradaki manzarayı görmek için kanyonun içine girip geldiğimiz yoldan çıkacakmışız. Hatta yolda da meşhur Clandras Köprüsü’nü görmekmiş amacımız. 4 ay önce yaptığımız rotayı zahmet edip kontrol etmediğimiz için saatlerce kendi kendimize dolanmışız.

usak - 007

Bir şekilde rotayı bulduktan sonra ovaların arasından sürerek Büyükkayalı kasabasına geldik ve tekrar Kanyon’un içine indik. Pardon! Hemen inemedik tabii. Orada da bir tur kaybolup Kayrak Madeni’ni turladıktan sonra yolu bulup kanyonda dere kenarına ulaştık. Kayrak Madeni’nden ayrılıp dere kenarına inen yol keyfimizi yerine getirdi. Dere kenarında yayılıp öğle yemeği yemek de keyfimize keyif kattı. Keçilerdi, eşekti çoban amcayla sohbetti derken bir saate yakın oyalandık.

usak - 008

usak -010

usak - 009

usak - 011

usak - 012

Yolumuz uzun kaybola kaybola da vakit kaybettik diye atlayıverdik motorlara ama Kanyon burası, geçit vermiyor. Gitmemiz gereken yol da aslında yok! Dere gürleye gürleye ve yol olarak çizdiğimiz yamaçta patlaya patlaya akıyor. Çoban amcaya dönüyoruz ve tekrar soruyoruz. Yol tarifini alıyoruz, yola çıkıyoruz. Kanyon yine geçit vermiyor. Ömer’in sinirleri geriliyor nedense J Sanki illa çıkmamız gerekiyor oradan. Halbuki biz kaybolmak için girmemiş miydik? İndiğimiz yoldan çıkmayı denedik ama sanki çoban başka bir yolu tarif etmişti. Biz de geri döndük ama tarif ettiği yol da içinden geçilmez bir dere yatağına dönüşünce bir kez daha yolu danışması için Ömer’i görevlendirdik. Şimdi videoları seyredince görüyoruz ki aslında çoban bize hiçbir şey anlatmamış J Adam ‘Geldiğiniz yoldan geri dönün’ demek istemiş de anlamak ne mümkün anlattığını. 3 tur ve birkaç defa danışmadan sonra geldiğimiz yoldan geriye, Büyükkayalı’ya çıktık.

Büyükkayalı’ya girer girmez yol kenarında bekleyen bir kızın yanında durdum;

-        Hayır! Hayır! Hayır!

-        Neye hayır? Korkma bende kızım!

-        Hayır! Hayır! Hayır!

-        Güzelim neye hayır? Niye korkuyorsun gel bakiyim buraya.

-        Hayır! Hayır! Ben annemi bekliyorum burada.

-        Korkma, korkma. Gel. Bir şey soracağım.

-        Hıııı.

Bu kızcaazda dahil her sorduğumuz ısrarla aralardan Adıgüzel Barajı’na ulaşmanın mümkün olmadığını söylediği için asfalttan Küçükkayalı’ya gittik. Orada da bir sorduk olur aldık, kesmedi bir daha sorduk tekrar olur aldık ve pek keyifli bir orman yolundan Adıgüzel Barajına inmeye başladık.

Halihazırda 3 kere kaybolmuş olduğumuz için ne bana ne de GPS’in rotasına güven kalmıştı. Keza depolarda yavaş yavaş boşalmıştı. Grubu tam bir endişe sarmıştı ki baraj aşağıda göründü. Takiben de şahane bir yoldan aşağıya inmeye başladık.

usak - 014

usak - 013

usak - 015

usak - 016

Derken yine yol bitti.

GPS’de barajı geçebileceğimiz köprü olarak görünen alanın yerinde yeller esiyor.

usak - 017

usak - 018

usak - 019

İlk başta yapmamız gerekeni yine en sonra yapıp tüm rota sonrasında eve gelip, ‘biz niye geçemedik ki oraya, şu google earth’den tekrar bakalım’ diye bilgisayarın başına geçtiğimizde fark ettik ki Google Earth’de görünen coğrafyadan eser kalmamış. Doğa bize bir kez daha gösterdi ki bu işler masa başında ahkam kesmekle olmuyor. Yola çıktığında insanlarla bir oturup çay içmek, Kayon’a dalmadan önce aşağıda durum nedir bir sormak gerekiyor :)

GPS’le, telefonla oynamaya gerek bırakmayacak açıklıkta doğa geri dönmemiz gerektiğini belirtti. Sıkıştırdık kuyruklarımızı totomuza ver elini Küçükkayalı. Barajın öte yakasına geçmenin bir yolu olmadığını idrak ettiğimiz için rotanın baraj yarımadasında kalan yerini de gözden çıkardık. O rotayı yapacak benzinimiz de yoktu. Küçükkayalı’nın girişindeki bahçeye daldık;

-        Biz derenin öte yakasına geçip Çamlıbel’e, oradan da Sülümenli’ye gitmek istiyoruz. Nasıl gideriz.

-        Ha bir tane köprü var. Siz ters gelmişsiniz. Hani geldiğiniz yolda bi açıklık vardı ya madene gelmeden önce, ordan sağa girecektiniz?

-        Hangi açıklık? Traktör ve evin olduğu açıklık mı?

-        Yok yok o değil! Ban ben sana göstereyim. Çamlıbel buradan görünür zaten. Ha bu önündeki yeşilliğin arkasında ağaçlar var ya, onun arkası Çamlıbel. Ha bu karşıdaki yeşilliğin arkasındaki ağaçlar var ya, onun arkası da Sülümenli.

-        Hı?

-        Yok siz anlamadığınız. Ben sizinle geliyim de gösterim.

-        Ha bu önündeki yeşilliğin arkasında ağaçlar var ya, onun arkası Çamlıbel. Ha bu karşıdaki yeşilliğin arkasındaki ağaçlar var ya, onun arkası da Sülümenli.

-        Hmmmmm. Tamam şimdi anladık.

Ne anladığımız belli değiş bastık gittik. Yol çatal oldu bir yere girdik. Tekrar çatal oldu bir yere daha girdik sonra bir çataldan bir yol daha seçtik falan derken hakikatten dereyi geçen köprüyü bulduk. Mucize 3.

Motorları dizdik, kendimizi dizdik fotoğrafımız çektik.

usak - 023

usak - 022

usak - 020

Her yerde olduğu gibi orada da Çoban Amca vardı. Ona da ne yaptığımızı anlatmaya çalıştık ama pek saçma geldi kendisine. Eline tutuşturduk makineyi o da çekti. Sonra arkamdan bir ses ‘Başaaaak, Başaakkk, Gel koyunlarımla benim de bi fotoğrafımı çek!’ Emir büyük yerden. Hemen çektim fotoğrafı :)

usak - 021

Depolar dibine yaklaşırken, hava da kararmaya ve soğumaya başladı. Çamlıbel’den Sülümenli’ye kadar asfalttan basa basa gittik.

Derelerin rengi dikkatinizi çekti mi? Kar sularıyla inen toprağın kahverengisi değil bu gördünüz. Uşak tabakhanelerinden gelen pisliğin rengi. Onlarca km boyunca yanından geçtiğimiz derelerden değil su içmek yüzümüzü bile yıkamak mümkün olmadı :(

Bizim planımız Sülümen’li’nin içine girip araziden Bloundos harabelerine ulaşmakmış ama artık o saatte canımızı kurtarma telaşında GPS rotası peşinde koşamadık. Son bir enerji Bloundos harabelerini gezip basa basa Ulubey’e geri döndük.

usak - kapak foto

Her yeri Lidya’lılardan kalma harabeler ve taş mezarlarla dolu Uşak’ın tarihi zenginliklerine olan saygımızı ve tarihe yaklaşımımızı aşağıdaki fotoğraftaki direkleri nereye yerleştirdiğimizden anlamak mümkün. Aralık ayının son günü yaptığımız gezide de yağmalanmış taş mezarlar görmüştük.

usak - 026

usak - 024

usak - 025

 

Bence güzel geziydi. Kaybolmak güzel, insanlarla anlaşmaya, derdini anlatmaya çalışmak güzel.

Haydi bugün’de Kanyon’da Kaybolalım

Sanki bir gün önce yeterince kaybolmamışız gibi ikinci gün tek amacımız Kanyon’un içerisinde kaybolmak olarak yola koyulduk. Tepeden Kanyon’da girmek istediğimiz keçi yollarını kestikten sonra içeriye daldık.

usak -028

Ana yoldan aralara,

usak - 027

daha da içerilere derken bir evin bahçesinde yol bitti.

Sanki geriye sarmıştı her şey. Bir gün öncenin diyalogları tekrarlandı.

-        Biz buradan derenin öbür tarafına geçmek istiyoruz. Nasıl geçeriz?

-        Siz nereye gideceksiniz ki?

-        Biz bir yere gitmiyoruz, öylesine geziyoruz. Şimdi derenin diğer tarafına geçmek istiyoruz. Nasıl geçeriz?

-        İyi de siz en sonunda nereye gitmek istiyorsunuz?

-        Aslında bir yere gitmek istemiyoruz. Derenin öbür tarafına geçeceğiz.

-        Sen bunu bana benim anlayacağım şekilde bir anlat bakıyım.

Amca bize o köprüyü geçin, buradan içeri girin diye bir şeyler anlattı ama biz her zaman olduğu gibi anlatılan yolu bulamayarak tepelere vurduk kendimizi.

usak - 029

usak - 030

usak - 031

Şansımızı tepelerde de denedik. Aşağıya iniş var mı dedik. Yok dediler. Kartallar misali tepelerden kestik Kanyon’u ama hakikatten hiç mi hiç yol yok. Baktık Kanyon bize net geçit vermiyor MadRun için geldiğimizde yanlışlıkla girdiğimiz yoldan devam edelim, artık ne çıkarsa bahtımıza dedik. Bir süre geniş, stabilize bir yolda virajlarda slalom yaparak ilerledikten sonra yol neşelenmeye başladı.

Çok da yol almadan, manzaralı harabe bir evin önünde fotoğraf çektirmek için durduğumuzda Ege’nin motorunun yağ akıttığını fark ettik. Daha yeni gelmiştik, tadı damağımızda dönmek olmazdı. Motoru altında kesik bir şişeyle harabenin içine saklayıp devam ettik.

usak -033

usak - 032

Ege’de babasını taşıdı :) Şans bu ya motorun bozulduğu yerden itibaren yol süper bir yola dönüştü. Taşlar, mini mini kasisler, dar yollar ve virajlar. Bir motorcu daha ne ister. 8 km kadar ilerledikten sonra bir köye çıkıp artık mangal vaktinin geldiğine kanaat getirip geldiğimiz yoldan derenin kenarına inip sucukları ateşe verdik. Sabah kahvaltısında aç kuşları doyurarak güne başlayan Koray bir yandan çocuklarla bir yandan bizim motorlarla bir yandan da ateş yakmakla ilgilendi. Sevgülüm de koynumda mışıl mışıl uyudu.

usak - 035

usak - 036

usak - 034

Mangaldan sonra toparlanıp Ege’nin motorunu aldık ve Çamlık’a gittik. Bugünün de bitmesiyle yarım kalan turumuz tamamlanmış oldu. Ev yapımı şahane bir şarapla kutlama yaptık sonra da Koray’da geleneksel mangal partisi.

Nerede bu Frig Vadisi?

Sabah sevgülümün güzel teyzenin ellerinden çıkmış börekler, omletler ve katmerlerle yaptığımız kahvaltıdan sonra Uşak Müzesi’ne uğrayıp Karun Hazineleri’ni gördük. Paha biçilmez Karun Hazineleri ve daha bir çok tarihi eserin sergilendiği – aslında bir çoğunun yer olmadığı için sergilenemediği, ultra korunaklı mize binasını aşağıda görebilirsiniz. Eserlerin hepsi markette raflara yerleştirilmiş renkli şekerler gibi durduğu için insanın küçük bir çocuk olası, ceplerine doldurup kaçası geliyor!

usak - 037

Koray’da son kahvelerimizi içmeden önce onun motorları da kurcalamayı ihmal etmedik.

usak - 038

Sevgülüm ve ben motorla geri dönerken Olcay Abi’de arabayı aldı. Birlikte olmaya başladığımız günden beri beklediğim sevgilimin beni motoruyla gezdirmesi hayalimde böylece gerçek oldu.

Yola koyulmadan önce sevgülüm beni Uşak’ta yaşadığı yerlerde, okuduğu okulların bahçelerinde gezdirdi. Küçük kuzumun ilk okulu artık İmam Hatip Ortaokulu olmuş :(

Uşak’tan çıkıp doğruca Aizonai Harabeleri’ne uğradık. Ben şahsen bu mimari işlerden hiç anlamam, anlamadığım gibi gezmeyi de sevmem. Yine de insanlığın taa fi tarihinde yaptığı görkemli binalar insanın nefesini kesiyor diyebilirim. Fi tarihinde bunu yapabilen insanlık şimdi neden yapılmış dahi korumayı beceremiyor diye sorarsanız onun da cevabını bilmiyorum.

usak - 043

usak - 042

usak - 041

usak - 040

Aizonai Harabeleri’nden Kütahya’ya pek keyifli bir yol üzerinden yata yata gitmenin hayallerini kurarken yurdumun duble yollarından birine düştük. Ne keyifli yollarımız vardı ki hiç biri kalmadı artık…

Kütahya’ya gelince Frig Mağaralarını görmek için Uşak’a doğru döndük. Her gelişimizde gördüğümüz tabelayı aradık ama bulamadık. Kime sorsak şimdiye kadar hiç böyle bir yer var olmamış gibi baktı yüzümüze. Israrcı olup şansımızı bir de Jandarma’da deneyince fark ettik ki Frig Mağaraları, diğer bir ismiyle Frig Vadisi aslında Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya üçgeninde yer alan ve ha deyince gezilemeyecek kadar da geniş bir araziye yayılmış bir yerleşim. Baktık bu iş de olmayacak Kütahya’da karnımızı doyurduktan sonra İstanbul’a doğru otobandan yola koyulduk.

Her tatil dönüşü yaşanan aynı işkence bu tatilde de olmalıydı! Benzin istasyonlarında tuvalet sıraları beklemek ve daha da beteri yol kenarındaki dandik dinlenme tesisleri restoranlarının birden ‘Alacart Restoran’lara dönüşmesi… Çay dahi içememek… Market sırasında omuz omuza kasa da para ödeme mücadelesi vermek.

Herşeye rağmen yollar bizi bekler!

Bundan sonraki rotalarımızdan biri de Frig Vadisi olacak!